İTAAT İKİLEMİ
“Ve Samuel görümü Eli’ye göstermekten korktu.”
1. Samuel 3:15
Tanrı bizimle asla şaşırtıcı yollarla değil, yanlış anlaşılması kolay yollarla konuşur, biz de deriz, "Acaba bu Tanrı’nın sesi mi?" Yeşaya Rab’bin ona "güçlü eliyle," başka deyişle, koşulların baskısıyla konuştuğunu söyledi. Yaşamlarımıza dokunan her şey Tanrı’nın Kendisinin konuşmasıdır. O’nun elini mi ayırt ediyoruz yoksa yalnızca sıradan bir olayı mı?
Şunu demeyi alışkanlık edin, "Konuş, Rab," böylece yaşam bir serüvene dönüşecektir. Koşullar ne zaman baskı yapsa, de ki, "Konuş, Rab"; dinlemek için vakit ayır. Terbiye disiplin aracından daha fazlasıdır, amacı beni şu sözü söyleyeceğim yere getirmektir, "Konuş, Rab." Tanrı’nın seninle konuştuğu zamanı hatırla. Ne söylediğini unuttun mu? Luka 11:13 müydü, yoksa 1. Selanikliler 5:23 mü? Dinledikçe, kulağımız keskinleşir, ve, İsa gibi, her zaman Tanrı’yı işiteceğiz.
Tanrı’nın bana gösterdiğini "Eli"me söylemeli miyim? İtaat ikilemi işte burada ortaya çıkar. Amatör bir ilahî takdir rolüne bürünerek Tanrı’ya itaatsizlik ederiz — "Eli,"yi tanıdığımız en iyi insanları korumalıyım. Tanrı Samuel’e Eli’ye söylemesini buyurmadı; buna kendisi karar vermek zorundaydı. Tanrı’nın sana yönelik çağrısı "Eli;"ni incitebilir fakat başka bir yaşamdaki acıyı önlemeye çalışırsan, bu canınla Tanrı arasında bir engel oluşturacaktır. Sağ elin kesilmesini ya da gözün çıkarılmasını önlersen bunu kendi felaketin pahasına yaparsın.
Tanrı’nın önünde karar vermeni sağladığı herhangi bir şey hakkında asla bir başkasının öğüdünü isteme. Öğüt istersen, neredeyse her zaman Şeytan’dan yana olursun. "Hemen ete ve kana danışmadım."