DİNLEMEM GEREKİR Mİ?
“Ve Musa’ya dediler, Sen bizimle konuş biz de işiteceğiz: fakat Tanrı bizimle konuşmasın, yoksa ölürüz.”
Mısır’dan Çıkış 20:19
Tanrı’ya bilinçli olarak itaatsizlik etmiyoruz, yalnızca O’na kulak vermiyoruz. Tanrı bize buyruklarını verdi; orada duruyorlar, fakat onlara hiç dikkat etmiyoruz, bunun nedeni kasıtlı itaatsizlik değil O’nu sevmememiz ve O’na saygı duymamamızdır. "Beni severseniz, buyruklarımı yerine getireceksiniz." Bütün bu süre boyunca Tanrı’ya "saygısızlık ettiğimizi" bir kez kavradığımızda, O’na kulak vermediğimiz için utanç ve aşağılanmayla kaplanırız.
"Sen bizimle konuş . . . ama Tanrı bizimle konuşmasın." Yalnızca O’nun hizmetkârlarını dinlemeyi yeğleyerek Tanrı’yı ne kadar az sevdiğimizi gösteriyoruz. Kişisel tanıklıkları dinlemeyi seviyoruz, fakat Tanrı’nın Kendisinin bizimle konuşmasını arzulamıyoruz. Tanrı’nın bizimle konuşmasından neden bu kadar korkuyoruz? Çünkü Tanrı konuşursa, ya o şeyin yapılması ya da Tanrı’ya O’na itaat etmeyeceğimizi söylememiz gerektiğini biliyoruz. Duyduğumuz yalnızca hizmetkârın sesiyse, bunun zorunlu olmadığını düşünür, şöyle diyebiliriz, "Pekâlâ, bu yalnızca senin kendi fikrin, gerçi bunun muhtemelen Tanrı’nın gerçeği olduğunu inkâr etmiyorum."
Bütün bu süre boyunca O’nu görmezden gelirken bana Kendi çocuğu olarak davranmış olan Tanrı’yı aşağılayıcı bir konuma mı sokuyorum? O’nu gerçekten duyduğumda, O’na yüklediğim aşağılanma bana geri döner — "Rab, neden bu kadar kavrayışsız ve bu kadar inatçıydım?" Tanrı’yı bir kez gerçekten duyduğumuzda sonuç daima budur. O’nu duymanın gerçek sevinci O’nu duymakta böylesine gecikmiş olmanın utancıyla hafifler.